Şampiyonlar Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şampiyonlar Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Kasım 2012 Çarşamba

Galatasaray 1 - Manchester United 0

Şampiyonlar Ligi'ndeki temsilcimiz Galatasaray 5. haftada evinde grubun liderliği garantilemiş ağabeyi Manchester United ile karşılaştı.Güçlü İngiliz temsilcisi İstanbul'a; Rooney, Van Persie, Nani, Ferdinand, Valencia, Giggs gibi yıldızlarını Manchester'da bırakarak geldi. Bu durum dünya çapında maça olan ilgiliyi azaltan bir durum olsa da Aslan'ın iştahını kabartıyordu. Gruptaki diğer rakiplerinin birbirleriyle oynadığı bu fikstürde kazanmak daha da önem arz ediyordu. Galatasaray cephesi de son haftalardaki kötü oyunu da olumsuz skorları da unutarak tamamen galibiyete odaklanmıştı. Çünkü 3 puan dışında ihtimal düşünülmüyordu. Gole olan ihtiyaçtan dolayı Ambarat - Riera ikilisi sol kanattaki yerlerini tekrardan aldılar ki oluşan tehlikeler genellikle bu tarafta oluştu. Bunlara değineceğiz. Savunmada Semih Kaya formasına kavuşurken hücumda ise özlenen isim Elmander 9 numaralı formasıyla sahadaydı.

Maça son haftaların aksine oldukça istekli başladı Galatasaray. Ancak bu istek oyunun başlarında biraz telaşla karışınca pozisyona girmekte zorlandık. Hemen başlarda belli olduğu üzere -başta Eboue ve Melo- özellikle yabancı oyuncular bu maça daha farklı hazırlanmıştı. Kabaca maç seçiyorlar diyebiliriz. Amrabat, Riera ve Hamit de önceki oyunlara nazaran daha diri gözüktüler. Ancak Elmander'in henüz istenen kıvamda olmaması ve Burak Yılmaz'ın orginazasyondan uzak oyunu ilk yarının başlarında topun ileride kalmasını engelledi.

Burak'ın dakikalar 5'i gösterdiğinde topla ilerlediği pozisyonda sağ tarafında müsait durumda olan Melo veya Hamit'e pası vermemesi olası bir fırsattan yoksun bıraktı Galatasaray'ı. Bu seviyedeki çoğu futbolcu henüz top ayağına gelmeden sağını solunu kontrol ederken, Burak'ın dripling halindeyken bile kafasını kaldırmaması saç baş yoldurtuyor.Neyse. Özellikle Melo'nun ve Amrabat'ın ilk dakikalarda verdiği sinyaller oldukça olumluydu. İki oyuncu da bu sezonki en iyi performanslarını sergilediler. Şu zamana kadarki form durumu ile bu form durumuna karşı lakayıt ve gereğinden fazla rahat tavırlarından sonra Melo'nun ciddiyete kavuştuğunu görmek ayrıca sevindiriciydi.

İlk yarı Danny Welbeck ile etkili aksiyonlar içine giren Manchester ceza sahasına yaklaşırken alışılmış paslarını kadro seçiminden dolayı doğal olarak yapamadı. Temsilcimiz ise 19. ve 21. dakikalarda Burak Yılmaz'ın kafa vuruşlarıyla pozisyon bulurken buna benzer atakların çoğu maçın adamları olan Riera ve Amrabat'ın sürklase ettiği sol kanattan gelişti (Ne ilginçtir ki maçın adamı Hamit Altıntop seçildi). Dakikalar 34'ü gösterdiğindeyse Galatasaray o ana kadar beklediği pozisyona girdi. Ancak Hamit-Burak-Selçuk ekseninde gelişen atakta toplar savunmadan döndü. İlginç bir not olarak atılan çoğu şutun rakip defanstan dönmesini eklemeliyiz. 43'te yine Welbeck ile gelişen atağın akabinde kazanılan kornerde bu kez Manchester United etkili oldu. Kullanılan köşe vuruşuna arka direkte iyi yükselen 94 doğumlu Nick Powell'ın yaptığı kafa vuruşunda top üst direkten döndü. Aynı anda taraftarların kalbi de uçurumdan döndü. İlk yarıda Amrabat'ın rakip kaleye 'akışları' da son derece etkiliydi. Bana kalırsa Jones ile girdiği ikili mücadelede karar penaltı olmalıydı.

Galatasaray ikinci devreye de istekli başlarken topun ileride kalmaması yine sıkıntı yarattı. Bunda maçın açık ara en etkisiz futbolcusu olan Elmander'in payı büyüktü. Ancak İsveçli'nin performansını yukarı taşıyıp yine en kilit elemanlardan biri olacağına olan güvenim devam ediyor. İkinci yarının ilk tehlikeli pozisyonunda her atağa çıkışında ortalığı karıştıran Eboue'nin yaptığı güzel ortaya müthiş bir koşuyla cevap veren Melo'nun kafa vuruşu maalesef kaleci Lindegaard'ın üzerine gitti. Futbola dönüş partisini golle süslemeyi eminim o da çok istemiştir. Neyse ki 53. dakikada aranan gole -açıklanamayacak şekilde- şu an için gol krallığında zirveyi paylaşan Burak Yılmaz'ın kafa vuruşuyla kavuşuldu. Duran toplardaki veriminin düştüğünden bahsettiğim Selçuk'un kendi ortalamasından daha iyi bir vuruş yapmasına, defansın hatası ve Burak'ın alışık olmadığımız net kafa vuruşu eklenince sonunda bizi galibiyete götüren gol gelmiş oldu. Maçın bundan sonrasına sarı-kırmızılıların enteresan gol yeme çabalarından, Hamit'in inanılmaz şutundan ve oyuncu değişikliklerinden başka pek bir şey ekleyemeyeceğim.

Riera, Amrabat ve Melo'nun performanslarıyla öne çıktığı, Hamit ve Eboue'nin daha derli toplu göründüğü bu günde alınan galibiyet dışındaki tüm şeyler teferruat kaldı. Futbolun hala tatmin edici olmaması da. İlk maçlardaki olumsuz skorlardan sonra -her ne kadar çok çok önemli futbolcuları gelmese de- Manchester karşısında alınan bu galibiyet Cim-Bom'u grup ikinciliği için bir numaralı favori haline getirdi.

8 Kasım 2012 Perşembe

Devran böyle döner mi?

Öncelikle bu soruya kendi cevabımın olumsuz olduğunu belirtmeliyim. Neden mi? Galatasaray takımının iki yıldır oynadığı riskli futbol ve kadro yapısıyla çelişen yerden, derinlemesine pasa dayalı ve hücum ağırlıklı oyun sistemi beni bu şekilde düşünmeye itti. Galatasaray'ın galip geldiği bir maçtan sonra bunları yazmanın daha doğru olacağını düşünüyorum. Şu bir gerçek ki sarı-kırmızılıların en önemli savunma oyuncusu Elmander. Hatta Selçuk İnan'a haksızlık etmeden ileri gidecek olursam; aynı Elmander pas organizasyonlarına yön vermede de takımın en önemli ikinci oyuncusu. Yalnız sağlıklı bir Elmander'den bahsediyorum. Onun oynamadığı maçlarda - Umut Bulut'un iyiniyetli çabalarına rağmen - rakip takımlar savunmadan çıkarken ciddi bir dirençle karşılaşmıyorlar. Kanat oyuncularının da kimisinin formsuz kimisinin de aşırı hücum mantalitesinde olması, orta alanda yalnızca iki oyuncunun kalmasına yol açıyor. Buna Melo'nun form ve kondisyon durumunun rezalet olması da eklenince bütün iş asıl görevi organizasyonu yönetmek olan Selçuk İnan'a kalıyor. Selçuk'un bu sezona iyi girememiş olmasının en önemli sebebi bu. Kaldı ki onun da savunma meziyetleri alan kapatma ve faul yapmadan oluşuyor. Savunma kurgusu ise felaket. Oyuncu ismi anlamında istikrar sağlanamadı evet ama bu kadar kolay pozisyon da verilmemeli. Ujfalusi'nin sakatlanmasından sonra gerek Semih'in gerekse Dany'nin pozisyon alma bilgilerinin yetersiz oluşundan dolayı ve rotasyona derinlik katma amacıyla Cris transferi yapıldı. Ancak o da defansın iletişimdeki durumuna level atlatamadı.

Galatasaray Sezon Başından Beri Kötü Oynuyor

Yaz aylarından yapılan transferlerden sonra sarı-kırmızılılara 'Rüya Takım' gibi nitelendirmeler yapıldı. Evet sarı-kırmızılıların kadrosu oyunculara tek tek bakıldığında gayet iyi. Ancak futbolda başarı - özellikle son yıllarda - yüksek seviyede iletişim ve koordinasyon gerektiriyor. Galatasaray'ın da en önemli problemi bu olgulara yeterince sahip olmaması. Terim'i bu konuda çok fazla eleştirmek haksızlık olur. Kadrodaki oyuncuların neredeyse tamamı son 1.5 yılda transfer edildi. Ancak özellikle savunmadaki bu kopukluk ve iletişim eksikliği inanılmaz kolay gol yenmesine sebebiyet veriyor. Rakipler adeta geldikleri her atakta kendilerini Muslera ile karşı karşıya buluyor. Hücumda ise dikine pas oyunu oynamaya çalışıyor Galatasaray. Ancak bu felsefeyi sahaya yansıtabilecek oyuncu sayısı oldukça az. Galatasaray takımı, oyuncular hücumda pas seçeneklerini arttırmak adına ileri çıkınca, yapılan basit pas hatalarına istinaden dünyanın en kolay kontra-atak veren takımlarından biri haline geliyor. Umut-Burak ikilisi sahadayken rakip yarı alanda pas yapmak ise samanlıkta iğne aramaya benziyor. Umut Bulut atletik, ceza sahasında etkili olabilen bir futbolcu ancak pas kabiliyeti o kadar düşük ki 5 metre yakınındaki arkadaşına bile topu kaliteli bir biçimde veremiyor. Burak Yılmaz ise sprinter özelliği olan, savunma arkasına sızan, topu ayağına değil önüne isteyen bir futbolcu. Onun da topla ilişkisinin ne kadar iyi! olduğunu biliyoruz. Pek tabii iki oyuncunun da kendilerine has önemli özellikleri var lakin eğer bu sistemde oynanacak ise sağlıklı Elmander bu iki oyuncudan da öndedir.

Cluj Maçına Dair Notlar

Çarşamba akşamı Romanya'da şu ana kadar ki en kritik maçına çıktı temsilcimiz Galatasaray. 3 puan dışında hiçbir seçenek kabul edilemezdi. Cluj takımı ise yeni hocasıyla ve bir galibiyet yukarıda olmanın rahatlığıyla çıktı maça.

Maçın hemen başlarında oyunun Cimbom'un kontrolünde geçeceği belli oldu. Cluj oyunu kendi yarı sahasında kabul etti. Sakatlıktan yeni çıkan Semih'in yerine Cris defansta, cezalı Melo'nun yerine Kayseri ve İBB maçlarında oldukça başarı olan Yekta ise orta sahada görev aldı. Emre Çolak ise Amrabat'ın yerine sol kanatta forma giydi. Cluj cephesinde ise cezalı Aguirregaray'ın yerine sakatlığı düzelen, en etkili oyunculardan olan Sougou sağ kulvardaki yerini aldı. Hafif sakatlığı bulunan bir diğer hücum kozu Bastos ise oyuna kulübede başladı.

İlk yarıda oynanan futbol iki takım adına da gerçekten çok olumsuzdu. Cluj takımı kapalı bir savunmayla başladı ancak Galatasaray bu savunmayı açmak adına 3. bölgede üst üste 2 pas yapamadı. Gol de ise Hamit ve Burak kişisel becerilerini konuşturdu.Her ne kadar formsuz da olsa iki asist yapan , pozisyon üreten Hamit'e karşı Melo'ya olunduğu kadar sabırlı olunmalı. Ancak o da ilk yarıdaki kötü oyunun mimarlarındandı. Oyun böyle kötü olunca da Yekta'nın orta alandaki olumlu oyunu gölgede kaldı. Dany de fena değildi. Onların dışında takımda vasatı aşan oyuncu sayısı ise çok azdı. İkinci yarının başlarında ise yalandan Cluj baskısına bile direnemeyip hatalar yapan, gol yiyen bir Galatasaray vardı. Neyse ki Burak onlara erken cevap verdi. Sonrasında ise kontrol tekrar temsilcimize geçti. Bu maçın tamamını analiz etmek istemediğimden aklımda kalan birkaç notu paylaşıp yazımı noktalayacağım:

- Burak Yılmaz hat-trick yaptı. Ancak pas akışına hiç katkı sağlayamadı.

- Cluj takımı hücumlarını kontra-atak dışında organize edemiyor, edebileceğini de sanmıyorum.

- Kolay yenen goller savunma oyuncularını ürkekleştirmiş. Tedirgin atılan paslar basit hatalar yaptırdı.

- Riera, alışık olmadığı bölgede karşısındaki atletik Sougou'yu arkasına çok kaçırdı ancak teknik becerisi hücuma katkı verdi.

- Hakem özellikle ilk yarıda sertliğe gereksiz müsamaha gösterdi. Kart konusunda Clujlu oyunculara -özellikle Sougou'ya- çok cimri davrandı.

- Eboue şu ana kadar ki Galatasaray kariyerinin en formsuz döneminde.

- Fatih Hoca Amrabat'ı oyuna geç aldı.

- Defans oyuncuları bire bir pozisyonlarda başarılıydı, cepheden araya gelen toplarda ise aynı başarıyı gösteremediler ki buna şaşırmadım.

- Kullandığı frikik \ asist ortalaması düşük olan Selçuk, uzun mesafeli duran topları Riera'ya veya Hamit'e bırakmalı.

- Galatasaray, topa göre pozisyon almayı öğrenmeli.

- Manchester United'a teşekkür edilmeli.

Sonuç olarak temsilcimizin fikstürü zor olsa da gruptaki şansı sürüyor. Daha önceki yazılarımda da söylediğim üzere netice futbolda birincil önemdedir.

25 Ekim 2012 Perşembe

Borussia Dortmund 2 - Real Madrid 1

Şampiyonlar Ligi D(eath) Grubu'nun her maçı zevkli geçiyor. Grupta bulunan takımların hepsinin doğrudan hücümu düşünen takımlar olması şu ana kadar grup aşamalarındaki en gollü (20) grubu izlememizi sağlıyor. Değerlendirme yazısı için bu maçı seçmemin nedenlerinde bir diğeri ise hemen hemen aynı hücum tarzına sahip iki takımın birbirlerinden ne kadar farklı olabileceğini göstermekti.

Maça geçecek olursak; her ne kadar Essien'i sol bekte görmek şaşırtsa da iki takım da büyük oranda ideal denilebilecek onbirler ile sahaya çıktılar. Orta sahada Xabi Alonso ve Khedira ikilisinin beraber tercih edilme sebebi kesici role en uygun ikili olmaları ve Khedira'nın Almanya deneyimine sahip olması olarak gösterilebilirdi. Fakat sorun da burada başlamış gözüküyordu. 5. ile 20. dakikalar arası Dortmund'un genç oyuncuları yorulmak bilmeden ön alanda pres yapıp Real Madrid'in ilerideki yaratıcı isimlerine topun geçmesini mümkün mertebede engellediler. Mesut ve Di Maria'nın gereğinden fazla orta sahaya top çıkarmak için gelmesi ile ileride sadece iki (Gerçi onlardan biri Ronaldo biri Benzema) oyuncunun kalması Almanlar'ı rahatlatıyordu. Khedira'nın sakatlanıp yerini Modric'e bırakması orta sahada direnci biraz düşürse de Madrid bu sayede çok daha rahat hücuma çıkmayı başardı. Sol kanatta ise bek ile açığın uyum eksikliği paslaşmalarda çok belli oluyordu. Ronaldo ile Marcelo'nun uyumu sayesinde sağlanan müthiş bir geri dönüş varken bu akşam o kanat uyumsuz göründü, bunun sonucunda Ronaldo'nun çoğu kez o kanattan ayrıldığını izledik. Her ne kadar Marcelo'nun maaşı, Michael Owen sağolsun, Fifa tarafından karşılansa da eminim ki Mourinho maaş yerine Marcelo' yu bu mevkide görmek isterdi.


Dortmund ilerideki baskılı oyunu sonucu emeğinin karşılığını aldı. Pepe'nin pası La Liga'da olsa kesin Mesut' a ulaşırdı fakat Şampiyonlar Ligi gibi her top için kıyasıya mücadele edilen bir yerde, hele de basketbolda hücum ribaundu kovalar gibi her topa müdahalenin yeni bir atak başalngıcı olduğunu düşünen bir takıma karşı o pasın Mesut'a ulaşması mümkün değildi ve sonunda da gol geldi. Golde 32 yaşındaki Kehl'in pozisyon alışı, baskısı ve sonrasında verdiği pas gençler arasında yaşını unuttuğunun en önemli kanıtı.Ayrıca Lewandowski'nin vücudunu iyi kullanarak gol pozisyonunda topla Pepe'nin arasına girmesi onun ne derece üst düzey bir bitirici olduğunu bir kez daha tüm Avrupa'ya gösterdi.




Madrid' de ise her geri düşüldüğünde "Ben burdayım!" diyebilecek bir adam vardı ve Mesut goldeki hatasını çok müthiş bir uzun topla affettirdi. Ronaldo'ya kalan tek şey kaleciyi aradan çıkartmaktı ve bunu da her platformda rakibi olan Messi'ye nazire yaparcasına gerçekleştirdi.


İkinci yarıda ise ilk yarıda yaptıklarını çok daha iyi yapan ve üzerine koyan bir Dortmund sahadaydı. Orta sahada çok fazla top kaybediliyor art arda 2-3 kez atağın yön değiştirdiği oluyordu fakat genelde topun Alman temsilcisinde kalması Madrid'in atağa çıkmasını zorlaştırıyordu ki yolladıkları uzun toplar Hummels ve Subotic tarafından karşılanarak oyuna çok iyi sokuluyordu. Madrid defansından dönen toplar Alman ve Polonyalı orta saha oyuncuları tarafından alınıp hemen hücuma servis ediliyordu ki Dortmund'u öne geçiren gol de böyle geldi.


Yazımın başında da değindiğim üzere iki rakip, gerekli dikkati göstermeyen futbolseverler için benzer futbol oynuyor olarak gözükebilir fakat oyunun biraz daha detayına inildiğinde hızlı hücuma çıkış şekilleri birbirinden çok farklı.


  • Dortmund hücuma verkaçlarla ve beklenmedik bir hızda ataklarının yönlerini değiştirerek çıkarken, başarısız olduklarında dönen topların hakimi olmaya çalışıyor. Bu taktiğin avantajlarından en önemlisi oturmuş savunma düzenine karşı da uygulanabilmesi. Hızlı tek toplarla atağın yönünün sürekli değişmesi en sağlam savunmaları bile kademe hatasına sürükleyebiliyor. Dezavantajı ise sistemi uygulamak için çok üstün  tekniğe sahip oyuncuların bulunmasının zaruriyeti ama Dortmund gizliden gizliye bu işi çözmüş gibi. Footbonaut teknolojisi bu amaca hizmet edecek en önemli buluşlardan  biri olacak gibi gözüküyor.
  • Real Madrid ise her ne kadar teknik özellikleri üstün oyunculara sahip olsa da hızlı hücumlarda Dortmund'a kıyasla, savunma ve orta sahadan uzun toplarla savunmayı hazırlıksız yakalayarak golü bulmaya çalışıyor. Onların paslaşarak gol bulması sadece ilerideki dört futbolcuya bağlı iken Alman ekibinde ise tüm takım, yeri geldiğinde defans oyuncuları da hucümu zenginleştiriyor. Fakat her şekilde İspanyol temsilcisi Dortmund'a kıyasla daha geniş bir hücum yelpazesine sahip ( Nitekim, Şampiyonlar Ligi'nde şu ana kadar en çok gol atan takım onlar ).



İki takımın hızlı atağı birbiriyle farklı şekillerde oynaması ve muhteşem taraftar farkı yarattı. 3 maçta 7 puana ulaşan Dortmund, Manchester City'nin de Amsterdam Arena'da yenilmesiyle gruptan çıkmak konusunda çok büyük bir avantaj elde etti. İngiltere - Almanya rekabeti nedeniyle Westfalen'de Manchester City maçında yaratacakları atmosfer onlara, o maçta çok büyük avantaj yaratacaktır kuşkusuz.

24 Ekim 2012 Çarşamba

Galatasaray 1 - Cluj 1

Bu maçı hangi kriterlere göre değerlendirmem gerektiğinin tam ayırdında değilim, ayrıca Galatasaray hakkındaki ilk yazım olacağından genel değerlendirmelere de gireceğim.Yoksa 'Kim daha iyi orta açtı?' sorusu maç hakkındaki kilit cümle olurdu.

Evet, Galatasaray oynadığı üç Şampiyonlar Ligi maçında da şanssızdı ancak bu maçtaki şanssızlığı diğer maçlardaki atılamayan gol veya verilmeyen penaltı cinsinden değildi. Sevgili meteoroloji uzmanlarımız, eylül ayı başından beri yaptıkları tahminlerle hepimizi güldürdü. Maça saatler kala İstanbul'da, özellikle kuzey kesimlerde başlayan sağanak yağış, Ali Sami Yen Arena'nın Coca-Cola League 2 ayarında olmasıyla birleşince, kafamdaki soru işaretleri maç başlamadan büyüdü. Yetenekli ve kilit oyuncularımızın (Melo, Hamit, Selçuk, Amrabat) form ve kondisyon durumları,ağır saha şartlarında oynamaya elverişsiz futbol stilleri beni olumsuz düşünmeye sevk etti. Yine de Amrabat'ın geldiğinden beri en verimli oyunlarından birini oynadığını söyleyebilirim.










Daha oyuncular zemine alışmaya çalışırken, Cluj takımı 1. ve 3. dakikalarda kalemize çok tehlikeli geldi(Açıkçası uzun süredir Türk Milli Takımı'nı ve Galatasaray'ı izliyorum ve ne yazık ki rakiplerin her atağında gol yiyeceğimizi düşünmeye başladım). Bu ilk dakikalarda verilen pozisyonlar, maç öncesi oynamasının şüpheli olduğu konuşulan Semih Kaya ile partneri Dany arasında büyük koordinasyon sorunu olduğunun göstergesiydi. Nitekim ilerleyen dakikalarda yerden veya havadan gelen birçok topa beraber hamle yaptılar. Semih yetenekli,atlet bir oyuncu. Çok iyi bir hamle oyuncusu aynı zamanda. Ancak temel iki problemi sebebiyle beklenen seviyeye gelemeyeceği kanaatindeyim: topu oyuna sokma ve Türk defans oyuncularının pozisyon almadaki kronik hastalığa dönüşen problemi. Dany, Semih'e oranla daha süratli, top hakimiyeti çok daha iyi bir oyuncu fakat o da aşırı pervasızlığı yüzünden kritik hatalar yapabiliyor.90'da 40 metreden attığı şut, izleyenlere 'Kafan mı güzel Dany?' dedirtecek cinstendi. Neyse.

Verilen pozisyonlardan sonra uzun toplarla Cluj kalesine yüklenmeye başladı temsilcimiz Galatasaray. Tam rakibin baskı altına alındığı anlarda yenilen gol Terim'in tüm planlarını bozdu. Taraftarları da dramaları kanıksama yoluna itti.



Taraftarın temposunu da hiç beğenmedim açıkçası. Böylesine kritik bir maçta takımı bir üst seviyeye taşıyamadılar. Sahada futbolculardan daha agresif olması sebebiyle beğenmediğim birisi daha vardı, o da hakem Tagliavento'ydu. Sarı kartlardaki ve faullerdeki tavizsiz tutumu çok gerekli değildi , 28. dakikada da Aguirregaray'a bana göre hatalı bir kırmızı kart göstererek Cluj'u on kişi bıraktı. Elmander'in alnına inen dirseği ise en azından çizgi hakemi görmeliydi.


On kişi kalan rakibi üzerine gitmek zorunda olan Galatasaray biraz acele atılan uzun toplarla yalandan da olsa bir baskı oluşturdu(Şunu belirtmeliyim ki özellikle kaptan Cadu, partneri Piccolo ve oyuna ikinci yarı üçüncü stoper olarak giren Rada hava toplarında oldukça etkiliydiler). 34'te Sepsi'nin istemsiz de olsa topa eliye müdahale etmesi sonucu kazanılan penaltı atışı ise maçın kader anıydı. Penaltıdır, kaçar. Melo bu takımın iki sezondur penaltıcısıdır. Hepsine eyvallah. Ama transfer sezonundaki tutumunu, aldığı ücreti, forma girecek diye heba edilen maçları üst üste ekleyen Galatasaray taraftarının sabrı tükenmeye başladı haliyle. Maça iyi başlayan Hamit Altıntop, deyim yerindeyse bu iyi başlangıcın gazına geldi ve o zeminde gereğinden fazla zorlayarak aldığı topları ezmeye başladı. Sahanın ağırlığına dayanacak hali de olmadığından adelesi zorlandı. Terim de ısrar etmeyerek onu yanına aldı. Hamit'e bir de Elmander'in sakatlığı eklenince Fatih Terim henüz 42. dakikada iki değişiklik hakkını kullanmış oldu. Cluj takımının ilk yarının ortalarından itibaren zamana oynaması, mağlubiyetlerle geçen ekim ayının zihinlerinde yaptığı tahribatı açıkça belli etti. Yine de on kişi kaldıklarını ve çok kötü bir zeminde oynadıklarını unutmamak gerek. Ancak unutmamamız gereken diğer şey ise, bu zeminlerde tutmanın atmaktan daha kolay olduğudur.










İkinci yarı Cluj üç stopere dönerek kendi ceza sahasına bilinçli ve disipilinli bir şekilde gömüldü. Dakikalar 51'i gösterdiğinde Galatasaray Umut Bulut ile skoru eşitleme fırsatından yararlanamadı. Bu dakikadan Burak'ın golüne kadar geçen zaman akıllarda 'Orta Açma Yarışması' olarak kaldı. Tabi Sabri'nin oyuna dahil olmasını atlamamak gerekir. Gayet de iyi oynadı. 84'e gelindiğinde ise, umutlanan taraftara bayram hediyesi verme şansı Selçuk İnan'a geldi. 19 metreden kullandığı frikik kendisine hiç de yakışmadı. Benim Selçuk konusunda takıldığım başka bir nokta var: Frikikleri Selçuk etkinliğinde kullanan bir futbolcu nasıl olur da bir tane bile verimli korner atamaz? Benim buna cevabım yok. Ayrıca Terim de kornerleri paslaşarak attırmamalı artık. Bana kalırsa atılacak köşeye göre, sahadaysa Riera kullanmalı kenardan atılacak serbest vuruşları ve kornerleri.

Yolun yarısı geçildi ve geçen seneki akıcı oyunundan eser olmayan Galatasaray'ın matematiksel olarak şansı hala büyük oranda devam ediyor. Ancak futbolun iyi olmadığı aşikar. Yine de Burak 91'de gölü yapsa her şey daha farklı olurdu. Sonuçta bunlar puan maçı ve kim ne derse desin futbolda sonuç birincil önemdedir.